https://youtube.com/watch?v=33QCBOlfZQk

Ahmed Hüsrev Erdaş, Hayrât Vakfı İstanbul, Fatih Temsilcisi

24.Söz, 5.Dal, 2.Meyve

Ey nefis! Ubûdiyet, mukaddeme-i mükâfât-ı lâhika değil, belki netice-i ni‘met-i sâbıkadır. Evet, biz ücretimizi almışız. Ona göre hizmetle ve ubûdiyetle muvazzafız. Çünki ey nefis! Hayr-ı mahz olan vücûdu sana giydiren Hâlik-ı Zülcelâl, sana iştihâlı bir mide verdiğinden, Rezzâk ismiyle bütün mat‘ûmâtı bir sofra-i ni‘met içinde senin önüne koymuştur.

Sonra sana hassâsiyetli bir hayat verdiğinden, o hayat dahi bir mide gibi rızık ister. Göz, kulak gibi bütün duyguların, eller gibidir ki, rûy-u zemîn kadar geniş bir sofra-i ni‘meti, o ellerin önüne koymuştur.

Sonra ma‘nevî çok rızık ve ni‘metler isteyen insaniyeti sana verdiğinden, âlem-i mülk ve melekût gibi geniş bir sofra-i ni‘met, o mi‘de-i insaniyetin önüne koymuş ve aklın eli yetişecek nisbette sana açmıştır.

Sonra nihâyetsiz ni‘metleri isteyen ve hadsiz rahmetin meyveleriyle tegaddî eden ve insaniyet-i kübrâ olan İslâmiyet’i ve îmânı sana verdiğinden, dâire-i mümkinât ile beraber esmâ-yı hüsnâ ve sıfât-ı mukaddesenin dâiresine şâmil bir sofra-i ni‘met ve saadet ve lezzet sana fethetmiştir.

Sonra îmânın bir nûru olan muhabbeti sana vermekle, gayr-i mü­tenâhî bir sofra-i ni‘met ve saadet ve lezzet sana ihsân etmiştir. Yani cismâniyetin i‘tibâriyle küçük, zayıf, âciz, zelîl, mukay­yed, mahdûd bir cüz’sün. Onun ihsânıyla cüz’î bir cüz’den, küllî bir küll-i nûrânî hükmüne geçtin. Zîrâ hayatı sana vermekle, cüz’i­yetten bir nevi‘ külliyete; ve insaniyeti vermekle hakîkî külliyete; ve İslâmiyet’i vermekle ulvî ve nûrânî bir külliyete; ve ma‘rifet ve muhabbeti vermekle muhît bir nûra seni çıkarmış.

İşte ey nefis, sen bu ücreti almışsın. Ubûdiyet gibi lezzetli, ni‘metli, rahatlı, hafif bir hizmetle mükellefsin. Halbuki buna da tenbellik ediyorsun. Eğer yarım yamalak yapsan da, güya eski ücretleri kâfî gelmiyormuş gibi, çok büyük şeyleri mütehakkimâne istiyorsun.Ve hem “Ne için duâm kabul olmadı?” diye nazlanıyorsun. Evet, senin hakkın naz değil, niyâzdır.

Cenâb-ı Hakk, cenneti ve saadet-i ebediyeyi, mahz-ı fazl ve keremiyle ihsân eder. Sen dâimâ rahmet ve keremine ilticâ et. Ona güven ve şu fermanı dinle:

 قُلْ بِفَضْلِ اللّٰهِ وَبِرَحْمَتِه۪ فَبِذٰلِكَ فَلْيَفْرَحُوا هُوَ خَيْرٌ مِمَّا يَجْمَعُونَ