https://youtube.com/watch?v=H2GdVGhJloM

Ali Günter, Hayrât Vakfı Yalova Temsilcisi

Otuz Birinci Söz, Tevhid Bahsi

Şimdi makam-ı istimâ‘da olan mülhide bakıyoruz. Hatıra geliyor ki, o mülhid kalbinden der: “Ben Allah’ı tanımıyorum. Peygamberi bilmiyorum. Nasıl Mi‘râc’a inanacağım?”

Biz de deriz ki: Madem şu kâinât ve mevcûdât var ve içinde ef‘âl ve îcâd var. Hem madem muntazam bir fiil, fâilsiz olmaz. Ma‘nîdâr bir kitap kâtibsiz olmaz. San‘atlı bir nakış nakkāşsız olmaz. Elbette şu kâinâtı dolduran ef‘âl-i hakîmânenin bir fâili ve yeryüzünün mevsim be mevsim tazelenen hayretfezâ nukūşlarının, ma‘nîdâr mektubâtının bir kâtibi, bir nakkāşı vardır.

Hem madem bir işte iki hâkimin bulunması, o işin intizâmını bozuyor. Hem madem sinek kanadından, tâ semâvât kandiline kadar mü­kemmel bir intizâm var. Öyle ise, o hâkim birdir. Bir olmazsa, çünki her şeyde san‘at ve hikmet o derece acîbdir ki, o şeyin sânii, her bir şeye muktedir olacak, her bir şeyi bilecek bir derecede kadîr-i mutlak olmak lâzım gelir. Öyle ise bir olmazsa, mevcûdât adedince ilâhların bulunması lâzım gelir. O ilâhlar, hem birbirine zıd, hem birbirine misil olacaklar. Ve o halde şu acîb intizâm bozulmamak, yüz bin def‘a muhâldir.

Hem madem şu mevcûdâtın tabakātı, bir ordudan bin def‘a daha muntazam bir emir ile hareket ettiği bilbedâhe görünüyor. Yıldızların, güneş ve kamerin muntazaman hareketlerinden tut, tâ badem çiçeklerine kadar her bir tâife o kadar muntazam, o kadar mükemmel bir sûrette Kadîr-i Ezelî’nin o tâifeye verdiği nişanları, formaları, güzel libâsları ve ta‘yîn ettiği harekâtı, bin def‘a ordudan daha muntazam bir tarzda izhâr ediyor. Öyle ise, şu kâinâtın mevcûdâtı, onun emrine bakar ve imtisâl eder. Perde-i gayb arkasında bir Hâkim-i Mutlak’ı vardır. …

Dersi metninden takip etmek için:

– Latincekulliyat.risaleonline.com/#!sozler/248

– Sorularınız içinwww.risaleonline.com