https://youtube.com/watch?v=4uuNDAhVQlE

Ahmet Erem

Otuzuncu Söz, Birinci Maksad

Gök, zemin, dağ tahammülünden çekindiği ve korktuğu emânetin müteaddid vücûhundan bir ferdi, bir vechi “ene”dir. Evet ene, zaman-ı Âdemden şimdiye kadar âlem-i insaniyetin etrafına dal budak salan nûrânî bir şecere-i tûbâ ile, müdhiş bir şecere-i zakkūmun çekirdeğidir. Şu azîm hakîkate girişmeden evvel, o hakîkatin fehmini teshîl edecek bir mukaddime beyân ederiz. Şöyle ki: Ene, künûz-u mahfiye olan esmâ-yı İlâhiyenin anahtarı olduğu gibi; kâinâtın tılsım-ı muğlakının dahi anahtarı olarak bir muammâ-yı müşkilküşâdır. Birtılsım-ı hayretfezâdır. O ene, mâ­hi­yetinin bilinmesiyle, o garib muammâ, o acîb tılsım olan ene açılır. Ve kâinât tılsımını ve âlem-i vücûbun künûzunu dahi açar. Şu mes’eleye dâir “Şemme” isminde bir risâle-i arabiyemde şöyle bahisetmişiz ki, âlemin miftâhı insanın elindedir ve nefsine takılmıştır. Kâinât kapıları zâhiren açık görünürken, hakîkaten kapalıdır. Cenâb-ı Hakk, emânet cihetiyle, insana ene nâmında öyle bir miftâh vermiş ki, bütün âlemin kapılarını açar. Ve öyle tılsımlı bir enâniyet vermiş ki, Hallâk-ı Kâinât’ın künûz-u mahfiyesini onun ile keşfeder.

Dersi metninden takip etmek için:

– Latincekulliyat.risaleonline.com/#!sozler/219

– Sorularınız içinwww.risaleonline.com